Ana bet Düşünce ERMENİLERE AÇIK MEKTUP

ERMENİLERE AÇIK MEKTUP

0 1011

Ben, Asrı Saadette başlayan ve bu güne kadar bizzat Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizin emirleriyle Ermeni halkını korumuş ve onlarla yıllar boyu dostça yaşamış bir dinin, İslam dininin mensubu ve yine Ermenileri kendi halkı gibi koruyan Devlet-i Aliye-i Osmani torunuyum.

Ben, bir taraftan Osmanlı Devletini yıkmaya çalışırken diğer taraftan sizleri Osmanlı yönetimine karşı ülke içinde ve dışında teşkilatlandıran, silahlandıran, komitelerinizi yönlendiren dininizin ibadethanelerini (Kiliselerinizi) düşmanlık tohumları atan ve kışkırtan birer düşman üssü haline getiren, sizleri bizlerden soğutup, uzaklaştıran, yine siz Ermenileri kandırıp bizlere düşman eden ülkelerin, bozduğu dünya barışını yeniden kurmaya, mazlumların sesi olmaya, yaraları sarmaya, yardıma muhtaçların yardımına koşmaya çalışan ve koşan, yarın sizin de ihtiyaç duyabileceğiniz, güçlenen ve yükselen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.

Soykırım yapmayacak kadar asil bir milletin torunu olarak, 1915 yıllarında meydana gelen olaylarda Batılı devletlerin etkisinde kalarak, atam Osmanlı üzerine sıvamaya çalıştığınız “Soykırım” iddiasıyla yüreği yanan, atılan iftiralarla üzülen ve atasına atılan bu iftiraları kabul etmeyen, hakkını hukuki her platformda arayacak olan bir insan evladıyım ve ben bir insanım.

Tüm insani duygularımla diyorum ki, “BENİM ECDADIM SOYKIRIM YAPMAZ”

Evet, benim ecdadım soykırım yapmaz, neden mi? Soykırım yapmaz ve yapmadı. İşte bunu anlatmak istiyorum bu mektubumla sizlere.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizle birlikte İslam güneşinin tüm dünyayı aydınlattığı ve adaletin hüküm sürmeye başladığı Asrı Saadet’te, İslam’ın koruması altına giren Ermenilerden bir grup, Rasûlullah (S.A.V) Efendimize gelerek, Ermeni halkının güvenlik ve huzur içinde olduklarını beyan eden yazılı bir anlaşma isteğinde bulunurlar. Rasûlullah (S.A.V) Efendimiz sahabenin (R.A.) huzurunda aşağıdaki anlaşma metninin yazılmasına müsaade buyururlar.

Esirgeyen ve bağışlayan ALLAH’ın adıyla.ALLAH bize bereketlerinden bolca versin. Bu, mübarek bir yazıdır. ALLAH’ın emriyle, bizimle zimmet akdi yapmalarından ve İslam’ın koruması altına girdikten sonra Ermenilerden bir grubun talebi üzerine yazılmasına izin verdim: ALLAH, İslam’ın adını yüce kılsın. Bütün Müslümanları, bunun gereğine göre hareket etmeye, mantık ve sözüne ve özüne bağlanmaya mecbur ettim.…

ALLAH’ın ahdine vefa, sınırlarda ve bölgelerinde kıyamet gününe dek, doğu ve batının her yöresinde yanımdaki yardımcılarım ve taraftarlarımla, ister uzakta, isterse yakında olsunlar, ister barış yoluyla, isterse savaş sonucunda itaat etsinler, nerede olurlarsa olsunlar onları korumam, güvenliğini sağlamam, kendilerine, kiliselerine, manastırlarına, ruhbanlık merkezlerine, ister dağda, vadide ve mağarada, isterse yerleşim yerinde ve ovada olsunlar ibadet ve taat merkezlerine gelecek zararları önlemem, ister karada ve denizde, isterse batıda ve doğuda olsunlar dinlerini ve mülklerini, kendimi, yakın çevremi ve dindaşım mü’min ve Müslümanları koruduğum biçimde korumam, onlardan her türlü eziyet ve kötülüğü gidermem, benim ve benimle birlikte İslam yurdunu savunanların yanlarında yer almaları gayesiyle başlarına kötülük gelmemesi için koruma ve gözetleme görevinin gereği olarak her türlü düşmana karşı savunarak arkalarında olmam sonucunda gerçekleşir.…

Müslümanlardan hiç kimse onları gece ve gündüz kitaplarını okumaktan alıkoyamaz. Yedikleri azığı sağlamaları engellenemez. Kendisi ve ailesi için bir yıllık azık biriktirmeleri engellenemez. Onlardan biri mazlum olarak, Müslümanlardan biri yanında saklanmaya ihtiyaç duyarsa, Müslümanlar bu konuda ona yardımcı olmalıdır, umduğunda onu düş kırıklığına uğratmamalıdır. Sözleriyle devam eden, maksadın hâsıl olması amacıyla birkaç maddesini aldığım, hoşgörü ve özgürlüklerle dolu, güvenlik ve huzur içeren anlaşma metni; “Taraflardan hangisi bu şartlardan birini çiğnerse, ALLAH’a, elçisine ve Müslüman topluma aykırı davranmış olur.” sözüyle nihayete ermektedir.

Üç kıtada yıllarca adaletle hükmeden Osmanlı, kurduğu devleti inşa ederken temellerini Allah korkusu, adalet ve Peygamber sevgisiyle sağlamlaştırmıştır. Atam Osmanlı sultanları, hayatları boyunca İslam’ın emirlerini yaşamış ve Peygamberimiz’e (S.A.V) duydukları hürmet ve muhabbeti her fırsatta ve fiilen de ifade etmişler, bu duyarlılıklarıyla tüm dünyaya örnek olmuşlar ve O’nun izinden bir an bile ayrılmamışlar, ordusundaki her er’e “Mehmetçik” adıyla hitap etmişlerdir. Devletin İlahi hedeflerine bağlı olarak, ulviyeti sebebiyle askeri birliklere peygamber ocağı denilmiş, ordusuna “Asakir-i Mansûre-i Muhammediye” (Hz.Muhammed’in (S.A.V) askerleri) ismini vermişlerdir. Devletini ise, “Devlet-i Aliye-i Muhammediye” ismiyle anarak, onun yolunda olduklarını fiilen ortaya koymuşlardır.

İşte bu derin ve anlamlı bağlılığın sahibi atam Osmanlı için atılan iftiralar onların, Rasûlullah (S.A.V) Efendimizin bizzat yazdırdığı anlaşmaya aykırı davrandığını ima etmek ve iddia etmektir. Biz Müslüman Osmanlılar Dinine ve Peygamberine karşı gelen bir millet değiliz, bu sebeple de soykırım iftirasını kabul etmemiz mümkün değildir.

Ermenilerin Osmanlı Devletindeki hayatları hakkında yüzlerce, binlerce güzel örnek bulunmaktadır. Bunlardan birinde, 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası’nda sunduğu mektubunda, Ermeni Patriği Nerses şöyle yazmaktadır; Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Türk hükümetinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır sınav günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmek zorundadırlar. Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir.

Patrik Nerses’in mektubunda görüldüğü gibi, Ermenilerin Osmanlı yönetiminde sahip oldukları haklar sayesinde benliklerini muhafaza ettikleri aşikâr ve bilenen tarihi bir gerçektir. Ermeniler iddia edildiği gibi soykırıma uğrayan bir topluluk olmadıkları gibi, devletin her kademesinde, her meslekte önemli yerler edinmişlerdir. Bu bakımdan 16. Yüzyılda Ermeni asıllı Mehmet Paşa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen devlet adamları, 18. Yüzyılda Divrikli Düzyan soyundan saray kuyumcuları ve sonradan Darphane bakanları, Sasyan ailesinden saray doktorları, 19. yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane bakanları, Dadyan ailesinden Baruthane bakanları devletin en yüksek kademelerinde görevler yapmışlar, Sultan Abdülhamit devrinde ve sonrasında ise Ermeniler dışişleri ve bakanlık görevlerinde bulunmuşlar ve birçok Ermeni de Osmanlı devlet adamlarına danışmanlık yapmıştır.

Tüm gerçekleri, çıkarları doğrultusunda göz ardı ederek, “Türkler soykırım yaptı” diyenler, bir gün gerçeklerin ortaya çıkacağını ve Ermenilerin geçmişiyle çelişecek davranışlara o gün son vereceklerini hesaplayamamaktır.

Bu yönde en önemli tepki ise, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’den 1923 yılında Bükreş’te yapılan Ermeni meselesi ile ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu raporla gelmişti. Kaçaznuni’nin bu tarihî raporu Ermenistan’da yasaklandığı, yayınların Avrupa’daki kütüphanelerde Taşnaklar tarafından toplatıldığı da bilinen gerçeklerdendir.

Sayın Ovanes Kaçaznuni, raporuna başlarken, bu değerlendirmelere ağır bir düşünce süreci sonunda vardığını, ulaştığı sonuçların yüzeyselliğin ve iradesizliğin ürünü olmadığını ve birçoklarını kızdıracağını bildiğini belirtiyor. Kaçaznuni, Taşnaksutyun Konferansına katılan delegelerden, önyargılardan sıyrılarak, kendisini sabırla dinlemelerini rica ederek şu tespitlerde bulunuyor:

  • Dünya Savaşı öncesinde gönüllü silahlı birliklerin oluşturulması hataydı.
  • Kayıtsız şartsız Rusya’ya bağlanmışlardı.
  • Türklerden yana olan güç dengesini hesaba katmamışlardı.
  • Tehcir, (zorunlu göç) kararı amacına uygundu.
  • Türkiye savunma içgüdüsüyle hareket etmişti.
  • 1918 sonlarındaki İngiliz işgali, Taşnakların umutlarını yeniden kabartmıştı.
  • Ermenistan’da Taşnak Diktatörlüğü kurmuşlardı.
  • Denizden denize Ermenistan projesi gibi emperyalist bir talebe kapılmışlar, bu yönde kışkırtılmışlardı.
  • Müslüman nüfusu katletmişlerdi.
  • Ermeni terör eylemleri Batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti.
  • Taşnak yönetimi dışında suçlu aranmamalıydı.
  • Taşnak Partisi’nin artık yapacağı bir şey yoktu.

Bizden, Ermenileri ayırırken ikna etmek, Osmanlıya olan bağlılık ve sadakatlerini kırmak için Türkiye’nin bir parçası, Türkiye Ermenistan’ı olduklarını anlatmışlardı. Sayın Kaçaznuni bu durumu raporunda; Şimdi neyimiz var? Aras ile Sevan arasında küçücük ve sözde bağımsız, gerçekte ise canlanmakta olan Rusya İmparatorluğu’nun özerk bir kenar bölgesi durumundayız. Türkiye Ermenistan’ı diye bir şey yok; bu konu Lozan’da defnedilmiştir. Büyük Avrupa devletleri bizi defnettiler, cümleleriyle aktarırken yapılan yanlışı ise aşağıdaki cümleleriyle vurguluyordu.

Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. “Türkiye’den denizden denize Ermenistan” talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

Bin yıllık komşum olan Ermenilerle komşuluğumuz, sınırlarla komşu olan iki ülke komşuluğundan ibaret değildi, Anadolu’nun birçok şehrinde, kasabasında, köyünde evlerimiz işyerlerimiz yan yana idi, birçok sıkıntıyı birlikte göğüsledik. Binyıldan uzun bir süre birlikte yaşadık. Ermeniler sadakatinizi gösterdi ve “Sadık Tebaa” olarak adlandırıldı. Bizden Ermenilere, Ermenilerden de bize zarar gelmedi. Ta ki, dünya barışını bozanların ve dünya üzerinde emelleri olanların aramıza girerek, Ermenileri kışkırtıp Müslüman halka karşı ayaklandırmasıyla, diasporayla, yüzyılın yalanıyla bu tarihi hatayı, nifakı aramıza sokana kadar.

Ben, Müslüman olarak, üzerine iftira atılan, soykırım yapamayacak kadar yüce bir dine, asil bir millete sahip bir Türk ve Osmanlı torunu, güçlenen, yükselen ve dünya barışı için çaba gösteren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, 100 yılı bulan bu tarihi hataya son vermenizi, bölgemiz ve dünya barışına katkı sağlamanızı istiyorum. Ve biliyorum ki, bütün Türkler aynı duygu ve düşünce içindeler. Sizler, Türklerin ve Ermenilerin aralarındaki buzları eritmeye yardımcı olun, kanayan bu yarayı tedavi edelim. Biz Türkler ve Ermeniler çocuklarıyla, torunlarıyla ticari ve sosyal hayatta eskiden olduğu gibi güven içinde yaşasın. Barış içeren bir geleceği tesis etmeye katkınız olsun. Sizler üzerinize düşen bu insani bu görevi yerine getirin, dünyaya örnek olacak barış hareketine katkınız olsun ki, tarih sizlerin doğruluk üzere olduğunuzu ve dünya barışına katkınızı yazsın.

Barış ve huzur temennisiyle…

Nisan 2015

Yusuf SÖĞÜTDELEN

YASAL UYARI: Sanal yerliğimizde yayınlanan yorum yazıları ya da salıkların tüm düzü Eke Börü Köktuğu KUNT ile ilişiktir. Kaynak gösterilse de biri bile özel izin alınmadan kullanılamaz. Bu salık ya da yazılar sadece haber.bg yerliğince sağlanan RSS verileri kullanılarak alıntılanabilir.

YORUM YOK

Yanıt Bırak