Çarşamba, Mayıs 23, 2018
Home Kimlikler Bu yayınlarla kimliklendirilenler "Ermeni"

Ermeni

0 773

Sözde Ermenilerin ‘toplu kıyımına’ ilişkin Halk Meclisinde 24 Nisan 2015 günü bir dakikalık saygı duruşu yapmayan HÖH halkvekillerine karşı zehirli dilini devreye sokan Simeonov, “böylelikle HÖH sırıtan vahşi yüzünü, Bulgar karşıtı ve Avrupa karşıtı olduğunu gösterdi. Bir mafya teşkilatıdır ve derebeylerle hakları elinden alınmışlardan oluşur”, diye konuştu. HÖH’ü şiddetle kınadıklarını belirtti.

Konuşmanın Bulgarcası.

HÖH’ün Bulgar çıkarları için çalışmadığını söyleyen aşırısağcı, Türk, İslam karşıtı söylemleriyle tanımlanan Vatansever Cephe eşbaşkanı Valeri Simeonov, Nobel Ödüllü Orhan Pamuk’a ve aynı savı savunan sözde 200 Türk aydınının, ‘Türklerin 1 milyon Ermeni ve 30 000 Kürt öldürdüğü’ savına atıfta bulundu. Daha 30 000 kişinin bu Bildiriyi imzaladığını söyledi. Dönemin Türkiye Cumhuriyeti Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ermenlilerin torunlarına yönelik yapmış olduğu konuşmayı hatırlattı.

Siz kimsiniz?

Sayın HÖH’lüler siz nesiniz? Kimsiniz ve hangi ilahlara kulluk ediyorsunuz? Kimi temsil ediyorsunuz? Burada, Halk Meclisinde Türkiye Cumhuriyetini ve halkını mı temsil ediyorsunuz?

Valeri Simeonov konuşmasını yaparken HÖH Burgaz halkvekili Hüseyin Hafızov bolca Simeonov’a sataştı.

hafızof29042015

Hüseyin Hafızof sözlü sataşma içerisinde

0 1221

Ben, Asrı Saadette başlayan ve bu güne kadar bizzat Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizin emirleriyle Ermeni halkını korumuş ve onlarla yıllar boyu dostça yaşamış bir dinin, İslam dininin mensubu ve yine Ermenileri kendi halkı gibi koruyan Devlet-i Aliye-i Osmani torunuyum.

Ben, bir taraftan Osmanlı Devletini yıkmaya çalışırken diğer taraftan sizleri Osmanlı yönetimine karşı ülke içinde ve dışında teşkilatlandıran, silahlandıran, komitelerinizi yönlendiren dininizin ibadethanelerini (Kiliselerinizi) düşmanlık tohumları atan ve kışkırtan birer düşman üssü haline getiren, sizleri bizlerden soğutup, uzaklaştıran, yine siz Ermenileri kandırıp bizlere düşman eden ülkelerin, bozduğu dünya barışını yeniden kurmaya, mazlumların sesi olmaya, yaraları sarmaya, yardıma muhtaçların yardımına koşmaya çalışan ve koşan, yarın sizin de ihtiyaç duyabileceğiniz, güçlenen ve yükselen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.

Soykırım yapmayacak kadar asil bir milletin torunu olarak, 1915 yıllarında meydana gelen olaylarda Batılı devletlerin etkisinde kalarak, atam Osmanlı üzerine sıvamaya çalıştığınız “Soykırım” iddiasıyla yüreği yanan, atılan iftiralarla üzülen ve atasına atılan bu iftiraları kabul etmeyen, hakkını hukuki her platformda arayacak olan bir insan evladıyım ve ben bir insanım.

Tüm insani duygularımla diyorum ki, “BENİM ECDADIM SOYKIRIM YAPMAZ”

Evet, benim ecdadım soykırım yapmaz, neden mi? Soykırım yapmaz ve yapmadı. İşte bunu anlatmak istiyorum bu mektubumla sizlere.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimizle birlikte İslam güneşinin tüm dünyayı aydınlattığı ve adaletin hüküm sürmeye başladığı Asrı Saadet’te, İslam’ın koruması altına giren Ermenilerden bir grup, Rasûlullah (S.A.V) Efendimize gelerek, Ermeni halkının güvenlik ve huzur içinde olduklarını beyan eden yazılı bir anlaşma isteğinde bulunurlar. Rasûlullah (S.A.V) Efendimiz sahabenin (R.A.) huzurunda aşağıdaki anlaşma metninin yazılmasına müsaade buyururlar.

Esirgeyen ve bağışlayan ALLAH’ın adıyla.ALLAH bize bereketlerinden bolca versin. Bu, mübarek bir yazıdır. ALLAH’ın emriyle, bizimle zimmet akdi yapmalarından ve İslam’ın koruması altına girdikten sonra Ermenilerden bir grubun talebi üzerine yazılmasına izin verdim: ALLAH, İslam’ın adını yüce kılsın. Bütün Müslümanları, bunun gereğine göre hareket etmeye, mantık ve sözüne ve özüne bağlanmaya mecbur ettim.…

ALLAH’ın ahdine vefa, sınırlarda ve bölgelerinde kıyamet gününe dek, doğu ve batının her yöresinde yanımdaki yardımcılarım ve taraftarlarımla, ister uzakta, isterse yakında olsunlar, ister barış yoluyla, isterse savaş sonucunda itaat etsinler, nerede olurlarsa olsunlar onları korumam, güvenliğini sağlamam, kendilerine, kiliselerine, manastırlarına, ruhbanlık merkezlerine, ister dağda, vadide ve mağarada, isterse yerleşim yerinde ve ovada olsunlar ibadet ve taat merkezlerine gelecek zararları önlemem, ister karada ve denizde, isterse batıda ve doğuda olsunlar dinlerini ve mülklerini, kendimi, yakın çevremi ve dindaşım mü’min ve Müslümanları koruduğum biçimde korumam, onlardan her türlü eziyet ve kötülüğü gidermem, benim ve benimle birlikte İslam yurdunu savunanların yanlarında yer almaları gayesiyle başlarına kötülük gelmemesi için koruma ve gözetleme görevinin gereği olarak her türlü düşmana karşı savunarak arkalarında olmam sonucunda gerçekleşir.…

Müslümanlardan hiç kimse onları gece ve gündüz kitaplarını okumaktan alıkoyamaz. Yedikleri azığı sağlamaları engellenemez. Kendisi ve ailesi için bir yıllık azık biriktirmeleri engellenemez. Onlardan biri mazlum olarak, Müslümanlardan biri yanında saklanmaya ihtiyaç duyarsa, Müslümanlar bu konuda ona yardımcı olmalıdır, umduğunda onu düş kırıklığına uğratmamalıdır. Sözleriyle devam eden, maksadın hâsıl olması amacıyla birkaç maddesini aldığım, hoşgörü ve özgürlüklerle dolu, güvenlik ve huzur içeren anlaşma metni; “Taraflardan hangisi bu şartlardan birini çiğnerse, ALLAH’a, elçisine ve Müslüman topluma aykırı davranmış olur.” sözüyle nihayete ermektedir.

Üç kıtada yıllarca adaletle hükmeden Osmanlı, kurduğu devleti inşa ederken temellerini Allah korkusu, adalet ve Peygamber sevgisiyle sağlamlaştırmıştır. Atam Osmanlı sultanları, hayatları boyunca İslam’ın emirlerini yaşamış ve Peygamberimiz’e (S.A.V) duydukları hürmet ve muhabbeti her fırsatta ve fiilen de ifade etmişler, bu duyarlılıklarıyla tüm dünyaya örnek olmuşlar ve O’nun izinden bir an bile ayrılmamışlar, ordusundaki her er’e “Mehmetçik” adıyla hitap etmişlerdir. Devletin İlahi hedeflerine bağlı olarak, ulviyeti sebebiyle askeri birliklere peygamber ocağı denilmiş, ordusuna “Asakir-i Mansûre-i Muhammediye” (Hz.Muhammed’in (S.A.V) askerleri) ismini vermişlerdir. Devletini ise, “Devlet-i Aliye-i Muhammediye” ismiyle anarak, onun yolunda olduklarını fiilen ortaya koymuşlardır.

İşte bu derin ve anlamlı bağlılığın sahibi atam Osmanlı için atılan iftiralar onların, Rasûlullah (S.A.V) Efendimizin bizzat yazdırdığı anlaşmaya aykırı davrandığını ima etmek ve iddia etmektir. Biz Müslüman Osmanlılar Dinine ve Peygamberine karşı gelen bir millet değiliz, bu sebeple de soykırım iftirasını kabul etmemiz mümkün değildir.

Ermenilerin Osmanlı Devletindeki hayatları hakkında yüzlerce, binlerce güzel örnek bulunmaktadır. Bunlardan birinde, 1876 yılında Vatandaşlık Meclisi Şurası’nda sunduğu mektubunda, Ermeni Patriği Nerses şöyle yazmaktadır; Şayet günümüze kadar Ermeni milleti, millet olarak korunduysa ve inancını, kilisesini, dilini, tarihi ve kültürel değerlerini koruyorsa, tüm bunlar Türk hükümetinin Ermeni milletine gösterdiği koruma, yardım ve hayırseverlik sayesindedir. Kader, Ermenileri Türklere bağlamıştır. Bundan dolayı Ermeniler, devletin savaş ve ağır sınav günlerinde buna kayıtsızca davranamaz. Aksine her zaman oldukları gibi ona yardım etmek zorundadırlar. Vatanını seven Ermeni, devlete yardım ederek, Ermeni milletinin hizmet ve yardımının en iyisini görecektir.

Patrik Nerses’in mektubunda görüldüğü gibi, Ermenilerin Osmanlı yönetiminde sahip oldukları haklar sayesinde benliklerini muhafaza ettikleri aşikâr ve bilenen tarihi bir gerçektir. Ermeniler iddia edildiği gibi soykırıma uğrayan bir topluluk olmadıkları gibi, devletin her kademesinde, her meslekte önemli yerler edinmişlerdir. Bu bakımdan 16. Yüzyılda Ermeni asıllı Mehmet Paşa gibi vezirlik rütbesine kadar yükselen devlet adamları, 18. Yüzyılda Divrikli Düzyan soyundan saray kuyumcuları ve sonradan Darphane bakanları, Sasyan ailesinden saray doktorları, 19. yüzyılda Bezciyan ailesinden Darphane bakanları, Dadyan ailesinden Baruthane bakanları devletin en yüksek kademelerinde görevler yapmışlar, Sultan Abdülhamit devrinde ve sonrasında ise Ermeniler dışişleri ve bakanlık görevlerinde bulunmuşlar ve birçok Ermeni de Osmanlı devlet adamlarına danışmanlık yapmıştır.

Tüm gerçekleri, çıkarları doğrultusunda göz ardı ederek, “Türkler soykırım yaptı” diyenler, bir gün gerçeklerin ortaya çıkacağını ve Ermenilerin geçmişiyle çelişecek davranışlara o gün son vereceklerini hesaplayamamaktır.

Bu yönde en önemli tepki ise, Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’den 1923 yılında Bükreş’te yapılan Ermeni meselesi ile ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu raporla gelmişti. Kaçaznuni’nin bu tarihî raporu Ermenistan’da yasaklandığı, yayınların Avrupa’daki kütüphanelerde Taşnaklar tarafından toplatıldığı da bilinen gerçeklerdendir.

Sayın Ovanes Kaçaznuni, raporuna başlarken, bu değerlendirmelere ağır bir düşünce süreci sonunda vardığını, ulaştığı sonuçların yüzeyselliğin ve iradesizliğin ürünü olmadığını ve birçoklarını kızdıracağını bildiğini belirtiyor. Kaçaznuni, Taşnaksutyun Konferansına katılan delegelerden, önyargılardan sıyrılarak, kendisini sabırla dinlemelerini rica ederek şu tespitlerde bulunuyor:

  • Dünya Savaşı öncesinde gönüllü silahlı birliklerin oluşturulması hataydı.
  • Kayıtsız şartsız Rusya’ya bağlanmışlardı.
  • Türklerden yana olan güç dengesini hesaba katmamışlardı.
  • Tehcir, (zorunlu göç) kararı amacına uygundu.
  • Türkiye savunma içgüdüsüyle hareket etmişti.
  • 1918 sonlarındaki İngiliz işgali, Taşnakların umutlarını yeniden kabartmıştı.
  • Ermenistan’da Taşnak Diktatörlüğü kurmuşlardı.
  • Denizden denize Ermenistan projesi gibi emperyalist bir talebe kapılmışlar, bu yönde kışkırtılmışlardı.
  • Müslüman nüfusu katletmişlerdi.
  • Ermeni terör eylemleri Batı kamuoyunu kazanmaya yönelikti.
  • Taşnak yönetimi dışında suçlu aranmamalıydı.
  • Taşnak Partisi’nin artık yapacağı bir şey yoktu.

Bizden, Ermenileri ayırırken ikna etmek, Osmanlıya olan bağlılık ve sadakatlerini kırmak için Türkiye’nin bir parçası, Türkiye Ermenistan’ı olduklarını anlatmışlardı. Sayın Kaçaznuni bu durumu raporunda; Şimdi neyimiz var? Aras ile Sevan arasında küçücük ve sözde bağımsız, gerçekte ise canlanmakta olan Rusya İmparatorluğu’nun özerk bir kenar bölgesi durumundayız. Türkiye Ermenistan’ı diye bir şey yok; bu konu Lozan’da defnedilmiştir. Büyük Avrupa devletleri bizi defnettiler, cümleleriyle aktarırken yapılan yanlışı ise aşağıdaki cümleleriyle vurguluyordu.

Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz Türklerin düşmanı olan İtilaf devletlerinin kampındaydık. “Türkiye’den denizden denize Ermenistan” talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hâkimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türklerle savaştık. Öldük ve öldürdük. Artık, Türklere ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?

Bin yıllık komşum olan Ermenilerle komşuluğumuz, sınırlarla komşu olan iki ülke komşuluğundan ibaret değildi, Anadolu’nun birçok şehrinde, kasabasında, köyünde evlerimiz işyerlerimiz yan yana idi, birçok sıkıntıyı birlikte göğüsledik. Binyıldan uzun bir süre birlikte yaşadık. Ermeniler sadakatinizi gösterdi ve “Sadık Tebaa” olarak adlandırıldı. Bizden Ermenilere, Ermenilerden de bize zarar gelmedi. Ta ki, dünya barışını bozanların ve dünya üzerinde emelleri olanların aramıza girerek, Ermenileri kışkırtıp Müslüman halka karşı ayaklandırmasıyla, diasporayla, yüzyılın yalanıyla bu tarihi hatayı, nifakı aramıza sokana kadar.

Ben, Müslüman olarak, üzerine iftira atılan, soykırım yapamayacak kadar yüce bir dine, asil bir millete sahip bir Türk ve Osmanlı torunu, güçlenen, yükselen ve dünya barışı için çaba gösteren Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, 100 yılı bulan bu tarihi hataya son vermenizi, bölgemiz ve dünya barışına katkı sağlamanızı istiyorum. Ve biliyorum ki, bütün Türkler aynı duygu ve düşünce içindeler. Sizler, Türklerin ve Ermenilerin aralarındaki buzları eritmeye yardımcı olun, kanayan bu yarayı tedavi edelim. Biz Türkler ve Ermeniler çocuklarıyla, torunlarıyla ticari ve sosyal hayatta eskiden olduğu gibi güven içinde yaşasın. Barış içeren bir geleceği tesis etmeye katkınız olsun. Sizler üzerinize düşen bu insani bu görevi yerine getirin, dünyaya örnek olacak barış hareketine katkınız olsun ki, tarih sizlerin doğruluk üzere olduğunuzu ve dünya barışına katkınızı yazsın.

Barış ve huzur temennisiyle…

Nisan 2015

Yusuf SÖĞÜTDELEN

0 589

Bu Karar Türkiye’nin AB üyeliğine ilişkin bağlayıcı nitelik taşımamaktadır

Oturum Libya sahilinde yaşamlarını yitiren 400’den fazla mültecinin ve Kenya’da öldürülen 148 genç (şebabi) için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

15 Nisan 2015 tarihinde Avrupa Birliği Meclisi çok tartışmalı bir Karara imza attı. 1915 olayları Ermeni Soykırımı olarak nitelendirildi. Brüksel’de yapılan oturumda 28 üye ülkeden temsil edilen toplam 751 Avrupa milletvekilinden 642’si oylamalara katıldı. Mecliste yedi öbek (grup) ve bir de bağımsızlar öbeği var. Genel Kurul Oturumu Karar Tasarısı görüşmeleri sırasında ALDE öbeğinin Türk asıllı HÖH temsilcisi İlhan Küçük eski defterlerin açılması yerine birlikte geleceğe gidecek köprülerin inşa edilmesi gerektiğini savundu. Tarihi tarihçilere bırakılması gerektiğini belirterek oylamada karşı oy kullanacağının işaretini verdi. İlhan Küçük’ün yanı sıra diğer HÖH temsilcileri Filiz Hüsmenova, Necmi Ali ve İskra Mihaylova oylamada karşı oy kullandılar. Söz alan diğer Bulgaristan temsilcileri Angel Cambazki (VMRO/ECR), Georgi Pirinski (BSP/S&D) ve Andrey Kovaçev (GERB/PPE) alınacak Karara destekleyici konuşmalar yaparken, HÖH dışında orada bulunan tüm Bulgaristan temsilcileri evet oyu kullandı.

İŞTE OYLANAN 8 MADDE

1-Osmanlı İmparatorluğu’nda 1,5 milyon masum Ermeni’nin hayatını kaybettiği vurgulanarak yaşanan olayların ‘soykırım’ olduğunun altı çiziliyor. İnsanlığa karşı tüm suçlar ve soykırımlar kınanırken bunların inkârına yönelik her teşebbüs esefle karşılanıyor.

2-Türkiye, 100. yıl anmalarını fırsat olarak değerlendirerek arşivlerini açmaya, geçmişiyle yüzleşmeye ve “Ermeni soykırımını” tanımaya yönelik çabalarını sürdürmeye böylelikle Türk ve Ermeni halkları arasında gerçek uzlaşma yolunu açmaya teşvik ediliyor.

3-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun taziye içeren ve Osmanlı Ermenilerine yönelik zulümleri tanıyan açıklamaları doğru yönde atılmış bir adım olarak değerlendiriliyor.

4-Türkiye ve Ermenistan, Avrupa ulusları arasındaki başarılı uzlaşma örneklerini kullanmaya ve halklar arası işbirliğini odağa yerleştiren bir gündem izlemeye davet ediliyor. Türkiye ve Ermenistan arasında imzalanan protokollerin ön koşulsuz şekilde onaylanıp uygulanması ısrarla tavsiye ediliyor.

5-Türkiye’nin kültürel mirasın korunmasına ilişkin yasal yükümlülüklerine saygı göstermesi talep ediliyor. Geçen yüzyılda yıkılan ya da harabeye dönen kültürel mirasın dökümünün çıkarılması isteniyor.

6-Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesine yönelik sivil toplum girişimlerine destek veriliyor.

7-Soykırımların ve insanlığa karşı suçların zamanında önlenmesinin ve etkili şekilde cezalandırılmasının uluslararası toplumun ve AB’nin ana önceliklerinden olması gerektiği belirtiliyor.

8-Soykırımlar İçin Uluslararası Avrupa Anma Günü oluşturulması öneriliyor.

Birkaç çeşit oylama düzenine sahip AB Meclisi sözde Ermeni Soykırımının yüzüncü yılı Kararı basit çoğunluk ile kabul edildi. Elektronik kartlı oylama yerine el kaldırma ile oylandı.

0 539

Kopuntu Ermenileri papayı da kötü amellerine alet etti

Osmanlı Ordusu Batıda savaş ederken Çarlık Rusya’nın kışkırtmasıyla sayısız vahşete imza attan ‘milleti sadık’ tanımlı Ermenililer, İmparatorluk sınırları içerisinde terör estirmekteydi. Osmanlı İmparatorluğu’ndan alınacak topraklarla kurulması öngörülen Ermenistan hayali, Osmanlı idaresinin bu düşünceye karşı çıkması sonucu birçok anlaşmazlık ve çatışmalar yaşanmıştır. 1915 sevk ve iskânı sırasında yaşananları Ermeni kilisesi, siyasi partiler ve hayır dernekleri tarafından Yahudi Holokostu’na eşdeğer düşürülmek istenerek, Ermenilere soykırım uygulandığı iddiasını canlı tutmaktalar.

Ak Sarayın ilk konuğu Papa Birinci Françesko (Franciscus) Türkleri sırtından hançerledi

İki gün önce talihsiz bir açıklama yapan Katolik Hıristiyanların dini önderi ve Vatikan devletinin başı Papa Birinci Françesko, 20’nci yüzyılın ‘ilk soykırım kurbanlarının’ Ermeniler olduğunu söyledi.

Doyçe Vele’nin (Deutsche Welle) geçtiği haberde papanın Pazar ayininde yaptığı konuşması sırasında, “Geçen yüzyılın ilk soykırımına, Katolik ve Ortadoks Suriyeliler, Süryaniler, Keldaniler ve Yunanlarla birlikte siz Ermeniler maruz kaldınız” dediğini duyurdu.

Katoliklerin dini önderi 20’nci yüzyılın diğer iki soykırımının da Milliyetçi-toplumculuk (Nasyonal Sosyalist) ve Stalinci düzenler (rejim)r tarafından yapıldığını belirtti. Ayine, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Dünya Ermenileri ruhani lideri ve Ermeni Apostolik Kilisesi Katolikosu II. Karekin de katıldı.

Bu gelişmeler üzerine Vatikan Ankara Büyükelçisi Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri bakanlığına çağrılırken, Başbakan Ahmet Davutoğlu’ndan şu açıklama geldi. “Dini önderlerden beklentimiz barış çağrısı. Umarız Papa bize zikrettiği görüşlerine sahip çıkar ve son takındığı tutumu gözden geçirir.”

ep-strasbourg

12 Mart günü Avrupa Birliği Meclisi Strasburg’ta aldığı kararda AB devletlerinden sözde “Ermeni soykırımı”nı hukuksal planda tanımaları istendi

Avrupa Birliği Meclisi tarafından Strasburg’da oy çoğunluğuyla kabul edilen “Dünyada İnsan Haklarının Durumu ve AB’nin Bu Konudaki Politikası” başlıklı raporun karar metninde, AB devletlerinden sözde ‘Ermeni soykırımını’ hukuksal planda tanımaları istendi. Ayrıca karar metninde, AB devletleri ve AB kurumlarına “Ermeni soykırımının tanınmasına katkı sağlamaları” çağrısı da yer aldı.

Avrupa Meclisinde sayıca en önemli grubu olan Hristiyan Demokratların Avrupa genelindeki çatı örgütlenmesi olan Avrupa Halk Partisi de (EPP) daha önce benzer bir karar almış ve 24 Nisan’ın AB kurumları tarafından “Ermeni soykırımını anma günü” olarak ilan edilmesini istemişti.

Bulgaristan’da iktidar olan GERB partisi de Avrupa Halk Partisine üye.